İnsanın kişiliği ve karakteri büyük ölçüde çocukluk döneminde şekillenir. Bu dönemde kurulan ilişkiler yalnızca bireyin geleceğini değil, toplumun da geleceğini etkiler. Bu nedenle çocuklarla iletişimde korku ve baskı yerine sevgi, anlayış ve güven hâkim olmalıdır.
Çocukların kalplerine sevgiyle dokunmak, onları ciddiye almak, özgüvenlerini desteklemek ve yaşlarına uygun sorumluluklar vermek sağlıklı bireylerin yetişmesine katkı sağlar. Değer gördüğünü hisseden bir çocuk, kendisine ve çevresine karşı daha olumlu bir bakış geliştirir. Sevgi ve güven ortamında büyüyen çocuklar, hayata daha sağlam adımlarla hazırlanırlar.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) çocuklara gösterdiği ilgi ve şefkat bu konuda en güzel örneklerden biridir. O, çocukları küçümsememiş, onlara değer vermiş ve merhametle yaklaşmıştır. Namaz sırasında sırtına çıkan torununun zarar görmemesi için secdesini uzatması, çocukların duygu ve ihtiyaçlarına verilen önemi göstermektedir.
Çocuklara verilen değer yalnızca aile içinde değil, toplumun her alanında karşılık bulmalıdır. Ne var ki günümüzde bu hassasiyet her zaman görülmemektedir. Dünyanın birçok yerinde çocuklar savaşların, yoksulluğun ve şiddetin en ağır yükünü taşımaktadır. Masum çocuklar hayatlarını kaybetmekte, yaralanmakta, evlerinden ve ailelerinden koparılmaktadır. Korunması gereken çocukların acı çekmesi, insanlığın vicdanında derin yaralar açmaktadır.
Çocuklara merhameti ve adaleti öğütleyen bir dinin mensupları olarak, çocuklara yönelik her türlü zulmün karşısında durmak insani ve ahlaki bir sorumluluktur. Buna rağmen dünya, çoğu zaman çocukların sessiz çığlıklarını duymamakta ısrar etmektedir. Oysa bir çocuğun hayatı, her türlü çıkar ve hesabın üzerindedir.
Çocukların öldürülmesi, masum hayatların yok edilmesi ve gelecek nesillerin umutlarının karartılması insanlığı daha iyi bir dünyaya götürmez. Aksine vicdanların sustuğu, merhametin zayıfladığı ve adaletin yara aldığı bir düzenin habercisi olur. Bir toplumun geleceği çocuklarıyla şekillenir. Çocukların güven içinde yaşayamadığı bir dünyada gerçek huzurdan söz etmek mümkün değildir.
Sevgi, adalet ve merhamet üzerine kurulu aileler ve toplumlar oluşturulmadığı sürece, insanlığın daha karanlık bir geleceğe sürüklenmesi kaçınılmazdır. Çünkü çocuklarına sahip çıkmayan toplumlar, kendi geleceklerini de kaybetmeye başlarlar.
Çocuklara bırakılabilecek en değerli miras; mal ve mülk değil, güzel ahlak ve sağlam karakterdir. Maddi imkânlar kaybolabilir, ancak güzel değerler insanın hayatı boyunca ona rehberlik eder. Kırılan eşyalar tamir edilebilir, fakat incinen kalplerin onarılması çok daha zordur.
Bu nedenle ailede ve eğitim ortamlarında sevgi, saygı ve anlayışın hâkim olduğu bir atmosfer oluşturmak büyük önem taşır. Sağlam temeller üzerinde yetişen bireyler, toplumun huzuruna ve geleceğine katkı sağlayan en önemli değerdir. Çocukların güven içinde yaşadığı, eğitim alabildiği ve umutla geleceğe bakabildiği bir dünya, bütün insanlığın ortak sorumluluğudur.






Ne güzel yazmış duygulandım
Güzel yazı
Beğenerek okudum yazınızı cok güzel mesajlar var kaleminize yüreginize sağlık
Ağzıniza yüreğınize sağlık