Günah işlemek veya Allah’ın emirlerine aykırı davranmak, bir mümini kendiliğinden İslâm dairesinin dışına çıkarmaz. Ehl-i sünnet akaidine göre amel, imanın bir parçası değildir. Mümin, işlediği günahın haram olduğunu kabul ettiği müddetçe, büyük bir günah işlemiş olsa bile imanını kaybetmiş sayılmaz. Ancak günah, imanının kuvvetini zayıflatır ve kulun Allah katındaki sorumluluğunu artırır. Günahı küfür saymak, insanı ümitsizliğe sürükleyen yanlış bir yaklaşımdır. İslâm, günah işleyen kimse için tövbe kapısını açık bırakmıştır. Asıl tehlikelerden biri, Allah’ın haram kıldığı ve haramlığı kesin olarak bilinen bir şeyi helâl kabul etmek veya dinin kesin hükümlerinden birini inkâr etmektir. Büyük günah işleyen kimse, işlediği günahı helâl saymadığı müddetçe mümin olarak kabul edilir; ancak günahkâr mümin sayılır.
Günahın ardından pişmanlık duymak ve Allah’a yönelmek, kulun yeniden toparlanmasının başlangıcıdır. Tövbe, yalnızca işlenen günahın bağışlanmasını istemek değil, günahtan vazgeçip Allah’ın rızasına yönelmektir. Kulun günah işlemesi, Allah’ın rahmetinden ümit kesmesini gerektirmez. Kur’an, şirk üzere ölen kimsenin bağışlanmayacağını bildirir. Ancak kişi hayatta iken şirkten vazgeçip iman ve tövbe ile Allah’a yönelirse mağfiret kapısı açıktır. Bunun dışındaki günahların bağışlanması ise Allah’ın dilemesine bırakılmıştır.
Din, yalnızca hatasız insanların yaşayabileceği dar bir alan değildir. İnsan hata edebilir, nefsine yenilebilir ve günaha düşebilir. Asıl mesele, günahı hafife almamak, onu savunmamak ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmemektir. Mümin, düştüğü yerden tövbe ile yeniden kalkmasını bilmelidir.





