Dil, insanın içindeki niyeti, ahlâkı ve inceliği dışa vuran güçlü bir vasıtadır. Güzel konuşmak yalnızca doğru kelimeleri seçmek değil; kelimeyi yerinde kullanmak, mânâyı güzel bir lafızla anlatmak ve sözü edep içinde söylemektir. Lafzın güzelliği söze estetik katar, mânânın güzelliği ise ona ruh verir. Lafız ile mânâ birleştiğinde söz hem kulağa hoş gelir hem de gönülde yer bulur.
Peygamberler, doğru ve güzel konuşmanın söz üzerindeki tesirini göstermişlerdir. Güzel söz bazen bir kırgınlığı giderir, bazen bir gönül kapısını açar. Sözün tesiri, yalnızca ne söylendiğine değil, nasıl söylendiğine de bağlıdır.
Hitabetin güzelliği, sesin yüksekliğinde veya çok konuşmakta değildir. Sözü muhataba uygun söylemek, tane tane konuşmak, hâlini gözetmek, yerinde susmak ve sözü ölçerek söylemek güzel konuşmanın edebindendir. Her doğru söz her yerde ve her zaman aynı şekilde söylenmez. Doğru söz, yanlış bir üslûpla gönül kırabilir; hikmetle söylenen söz ise ağır bir hakikati bile yumuşatabilir.
Güzel konuşmak, sadece süslü cümleler kurmak değildir. Kelimenin güzelliği, cümlenin kuruluşu ve ifadenin zarafeti mânânın daha güzel anlaşılmasını sağlar. Lafzın güzelliği söze estetik katar; lâkin bu güzellik mânâdan kopmamalıdır. Güzel lafız ile güzel mânâ birleştiğinde söze samimiyet ve edep hâkim olur.
Yalanı, iftirayı, alayı, hakareti ve insanı küçük düşüren sözleri dilden uzak tutmak gerekir. Doğruluk, nezâket, merhamet ve hikmet ise sözün tabiatı hâline gelmelidir. İnsanın edebi, en çok öfkelendiği zamanlarda belli olur. Gönül inceliği, kızdığı hâlde dilini koruyabilmektir.
Söz bir emanettir. Ağızdan çıktıktan sonra başkasının gönlüne tesir eder. Bu sebeple doğruyu söylerken bile karşısındakinin haysiyetini korumak gerekir. Edep, kelimeye ölçü ve güzellik kazandırır.
Meselâ çocuklarımızın sesi alt kattaki komşumuzu rahatsız edebilir. Çocuklar biraz gürültü yaptıysa, rahatsız ettiysek hakkınızı helâl edin demek, hem özür dilemek hem de karşı tarafın hakkımızda oluşabilecek olumsuz düşüncesini yumuşatmak bakımından güzel bir üslûptur. Böyle bir söz, gönülde oluşan öfkeyi dostluğa çevirecek bir kapı açabilir.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül incitme gelen bir sadakadan daha hayırlıdır.
Bakara Sûresi, 2/263
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de ne güzel buyurmuştur: Güzel söz sadakadır. Güzel bir kelime de insana ulaştırılan bir iyilik, bir sadaka hükmündedir.
Ya hayır söyle ya sus ölçüsü, sözün bir mesuliyet olduğunu hatırlatır. Her sözün söylenmesi gerekmediği gibi, her hakikatin de kırıcı şekilde söylenmesi gerekmez. Bazen güzel bir söz gönlü onarır, bazen de yerinde bir sükût insanı hatadan korur.
Kaba konuşan bir toplum, zamanla gönül inceliğini de kaybeder. Dil kabalaştıkça insanlar birbirinden uzaklaşır, söz gönülleri birleştiren bir köprü olmaktan çıkar. Buna karşılık sözü emanet, dili mesuliyet ve muhatabı hürmete lâyık bir insan olarak görmek, sözü yeniden bir medeniyet unsuru hâline getirir.
Dil yaralamak için değil, onarmak; küçültmek için değil, gönül kazanmak için kullanılmalıdır. Lafızdaki güzellik mânâyı taşır, edep ise bu güzelliğe yön verir. Söz medeniyeti, güzellik ile edebin, hakikat ile merhametin aynı dilde buluşmasıyla yaşar.






Başarılar
Ne de güzel kaleme dökmüssünüz emeğinize sağlık