İmamlık denildiğinde çoğumuzun zihninde cami, ezan ve beş vakit namaz gelir. Oysa bunun ardında, günün farklı saatlerine yayılan birçok sorumluluk vardır.
Dinî meseleler, insanlarla yapılan görüşmeler, eğitim faaliyetleri ve farklı görevlendirmeler imamlığın çalışma hayatının parçalarıdır. Üstelik imamlık, insan ilişkilerinin yoğun olduğu bir görevdir. Her meslekte insan yorulur, kızar veya tepki göstermek ister. Fakat hocalarımızdan, bütün bunlara rağmen görevlerini sabır ve sükûnet içinde sürdürmeleri beklenir.
Hocalarımızın işi yalnızca insanlarla kurdukları ilişkilerin psikolojik yükünü taşımaktan ibaret değildir. Bunun yanında kendi çalışma hayatlarında da karşı karşıya kaldıkları, zaman zaman günlük düzenlerini ve aile hayatlarını etkileyen çeşitli sorunlar bulunmaktadır. Görev yükü, personel ihtiyacı, izinlerin kullanım zamanı, lojman ve görev yeri gibi konular bunların başında gelmektedir.
Bunun yanında Kur’an kurslarında çocuk sayısının fazla olması ve özellikle bayan din görevlisi sayısının ihtiyacı karşılayacak düzeyde olmaması da ayrıca ele alınması gereken bir konudur. Bazı kurslarda bir hocaya 50’ye yakın çocuğun düşmesi, çocuklarla birebir ilgilenmeyi, eğitim sürecini sağlıklı şekilde takip etmeyi ve her öğrencinin ihtiyaçlarına yeterince zaman ayırmayı zorlaştırmaktadır. Bu kadar yüksek öğrenci sayısının tek bir hocanın sorumluluğuna bırakılması, Kur’an eğitiminin ciddiyeti ve niteliğiyle bağdaşmamaktadır. Çocukların Kur’an öğrenimi yalnızca kalabalık bir topluluğa ders vermekten ibaret değildir; her öğrencinin okumasının, ezberinin ve gelişiminin ayrı ayrı takip edilmesini gerektiren ciddi bir eğitim faaliyetidir. Bu nedenle özellikle bayan din görevlisi ihtiyacının bulunduğu yerlerde personel sayısının artırılması ve öğrenci-hoca oranının daha makul bir seviyeye çekilmesi önem taşımaktadır.
Özellikle yaz aylarında izin kullanabilmek aileler açısından önemlidir. Yaptığım araştırmada görüştüğüm bazı din görevlileri, yaz aylarında Kur’an kursları sebebiyle izin kullanmakta zorlandıklarını, izinlerini daha çok kış aylarında kullanabildiklerini ifade ettiler. Çocukların tatilde olduğu yaz döneminde hocalarımızın aileleriyle birlikte dinlenebilmesi, birlikte vakit geçirebilmesi ve aile bağlarını güçlendirebilmesi bu nedenle ayrı bir önem taşımaktadır.
Burada yalnızca izin meselesine değil, Kur’an eğitiminin zamanlamasına da bakmak gerektiğini düşünüyorum. Yaz Kur’an kurslarının çocuklarımızın Kur’an öğrenmesinde önemli bir yeri olduğu açıktır. Ancak yaz tatili aynı zamanda ailelerin dinlenmek, seyahat etmek ve çocuklarıyla vakit geçirmek istedikleri dönemdir. Bu nedenle her ailenin çocuğunu yaz boyunca kursa kesintisiz göndermesi mümkün olmamaktadır.
Sınırlı bir yaz dönemine sıkıştırılan Kur’an eğitiminin bu şartlar altında ne kadar verimli olabildiği üzerinde ayrıca düşünmek gerekir. Kanaatimce Kur’an kurslarının, yaz tatilinin ailelerin en yoğun şekilde tatil yaptığı dönemiyle çakışmayacak şekilde yeniden planlanması üzerinde düşünülmelidir. Okulların kapanmasına yakın bir tarihte başlatılıp yazın daha erken bir bölümünde tamamlanabilecek bir eğitim modeli, hem çocuklarımızın Kur’an eğitiminden daha fazla faydalanmasına hem de yazın en yoğun tatil döneminin ailelerin kullanımına bırakılmasına imkân sağlayabilir. Böyle bir düzenleme, hocalarımızın yaz aylarındaki görev yoğunluğunun ve izin planlamasındaki sıkışıklığın da azalmasına katkı sağlayabilir.
Eşlerin her ikisinin de Diyanet bünyesinde görev yaptığı ailelerde ise izin konusu daha da önem kazanmaktadır. Özellikle yaz dönemindeki görev yoğunluğu sebebiyle eşlerin aynı dönemde izin kullanamaması, ailelerin birlikte dinlenme imkânını zorlaştırabilmektedir.
Mesai Saatleri ve Ücret Yetersizliği meselesi de sahada en çok dile getirilen maddi mağduriyetlerin başında gelmektedir. Hafta sonları, resmî tatiller ve dinî bayramlar dâhil olmak üzere kesintisiz ve esnek mesai düzeniyle çalışan hocalarımızın, bu yoğun emeklerinin karşılığı olan fazla mesai ve ek ders ücretleri günümüz ekonomik şartlarının çok gerisinde kalmaktadır. Çoğu zaman resmî tatillerde ve dinî günlerde üstlenilen ekstra görevlerin mali karşılığı sembolik düzeyde kalmakta; bu durum da personelde emeğinin karşılığını tam olarak alamadığı düşüncesini oluşturarak çalışma motivasyonunu olumsuz etkileyebilmektedir.
Lojman ve görev yeri de özellikle kırsal bölgelerde önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Ulaşım, barınma, çocukların eğitimi ve sosyal imkânlar, hocalarımızı ve ailelerini de doğrudan etkileyebilmektedir.
Bazı cami derneklerinin hocalarımızın görev alanına müdahale etmesi ve zaman zaman bu durumun baskıya dönüşmesi de çalışma hayatında karşılaşılan sorunlar arasında yer almaktadır.
Bu sorunları konuşmak ne kurumu yıpratmak ne de sendikaların sözcülüğünü yapmak anlamına gelir. Amaç, sahadaki gerçekleri görmek ve din hizmetinin daha sağlıklı yürütülebilmesi için ihtiyaç duyulan noktaları ortaya koymaktır. Hocalarımızın karşılaştığı bu tür sorunların ve maddi-manevi mağduriyetlerin görmezden gelinmemesi gerektiği kanaatindeyim.
Selam ve saygılarımla.






Yazilana katılıyorum din görevlisi olmak zor diğer memuriyetlerden daha sıkıntılı sabır isteyen bir görev din görevlisi olmak için iyice düşünmek gerekir hakkı konuşanlara teşekkür ederim
Tebrik ederim yazî icin
Din görevlilerin madur olduğu birçok konuya deginilmiş. Emeğinize yüreğinize sağlık.