Şehir, yalnız insanların barındığı binalardan, yollardan ve yükselen yapılardan ibaret değildir. Bir toplumun adalet anlayışı, komşuluk hukuku, tabiata bakışı ve insana verdiği değer, kurduğu şehirlerin çehresinde kendisini gösterir. Bu sebeple asıl vazife, taş binalardan oluşan soğuk şehirler değil, insan ruhunun nefes alabildiği huzur beldeleri inşa etmektir.
Şehrin gerçek mimarisi, binaların yüksekliği değil, sokaktaki insanların güvenidir. Bir çocuk sokağında korkmadan yürüyebiliyor, yaşlı bir insan kendisini yalnız hissetmiyor, komşular birbirinin hukukunu gözetiyor ve ihtiyaç sahibi toplumdan dışlanmıyorsa orada şehir yalnız büyümemiş, aynı zamanda medenileşmiştir. Gökdelenler, geniş yollar ve ihtişamlı yapılar tek başına medeniyet meydana getirmez.
İslâm medeniyet tasavvurunda şehir, insanı merkeze alan bir hayat düzenidir. Hz. İdris’e nispet edilen şehircilik anlayışından Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Medine’yi inşa ederken kurduğu mescit, pazar ve toplum düzenine kadar uzanan çizgide insan onuru temel ölçülerden biri olmuştur. Mescit yalnız ibadet edilen bir mekân değil, toplumun buluşma merkeziydi. Pazar yalnız alışveriş yapılan bir alan değil, dürüstlüğün ve helâl kazancın sınandığı yerdi. Ev yalnız barınak değil, mahremiyetin ve aile huzurunun korunduğu bir emanetti.
Şehrin kalbi çarşıdır ama onu ayakta tutan dürüstlüktür. Şehri oluşturan evlerdir ama onları kıymetli kılan aile huzurudur. Bir şehirde ticaret büyürken ahlâk küçülüyor, binalar yükselirken insanlık alçalıyor, yollar genişlerken gönüller daralıyorsa orada gelişmeden söz etmek eksik kalır.
İnsan odaklı şehircilik, tabiatla kavga eden değil, onunla uyum içinde yaşayan bir düzen kurmayı gerektirir. Ağaç yalnız süs değil; gölge, nefes ve emanettir. Su yalnız tüketilecek bir kaynak değil, bütün canlıların ortak hayat unsurudur. Hayvanlar da hayatın bir parçasıdır. Toprağı bütünüyle betonla örtmek, suyu israf etmek ve yeşili yalnız görüntü unsuru olarak görmek, insanın yaşadığı çevreyle bağını zayıflatır.
Komşuluk hukuku da şehir medeniyetinin temelidir. İnsanların birbirinin güneşini kesmemesi, mahremiyetini ihlâl etmemesi, gürültüsüyle huzurunu bozmaması ve ortak alanları kendi mülkü gibi kullanmaması gerekir. Şehir hayatındaki birçok mesele yalnız belediyecilik veya mimarlık konusu değil, aynı zamanda ahlâk ve kul hakkı meselesidir. Bugünün şehirlerinde insan, kalabalıkların içinde giderek yalnızlaşmaktadır. Aynı binada yaşayan insanlar birbirini tanımamakta, çocukların oyun alanları azalmakta, yaşlılar sosyal hayattan uzaklaşmakta ve mahalle kültürü zayıflamaktadır. Oysa şehir büyüdükçe insanın küçülmesi kaçınılmaz değildir.
İnsan odaklı şehircilik, yalnız bir barınma meselesi değil; insanı, aileyi, tabiatı ve toplumsal huzuru koruyan bir medeniyet anlayışıdır. Şehir planlanırken yalnız araçların nasıl hareket edeceği değil, çocukların nerede oynayacağı, yaşlıların nerede dinleneceği, insanların nerede buluşacağı ve tabiatın nasıl korunacağı da düşünülmelidir.
Bir şehrin büyüklüğü yalnız nüfusuyla veya gökdelenleriyle ölçülemez. Asıl ölçü, insana verdiği değerdir. Çünkü şehir, binaların yan yana gelmesiyle değil; güvenin, adaletin, mahremiyetin, merhametin ve komşuluk hukukunun yaşatılmasıyla gerçek anlamını kazanır. Medeniyet, taşı yükseltirken insanı unutmamaktır.






Yine güzel seçilmiş bir konu ve harika bir uslup gönlüne bedenine sağlık ...slmlar
Ağzına yüreğine sağlık Ömer abi. Çok güzel bir konuyu işlemişsin. Allah razı olsun. Daha insancıl daha medeni bir toplum oluşturabilmek ümidiyle...
Amin Hocam
Vallahi günümüzde hepside ihlâl edilmis durumda insallah hersey bir gün ömer ahmet hocamın yazdığı gibi olur elinize gönlunüze sağlık