İman ile amel arasındaki ilişki, İslâm düşüncesinin en önemli konularından biridir. Çünkü bir insanın yalnızca inanması mı yeterlidir, yoksa inandığını davranışlarıyla da göstermesi mi gerekir sorusu tarih boyunca üzerinde durulan meselelerden biri olmuştur. Bu sebeple İslâm âlimleri, iman ile amel arasındaki bağı ayrıntılı şekilde ele almışlardır.
İman, kalbin Allah'a ve O'nun bildirdiklerine inanıp tasdik etmesidir. İnsan önce kalbiyle inanır, sonra bu inancını hayatına yansıtır. İşte bu yansıma amel olarak adlandırılır. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, dürüst davranmak, emanete riayet etmek ve güzel ahlâk sahibi olmak amel kapsamına girer. Kısacası amel, imanın hayata yansıyan yüzüdür.
Kur'ân-ı Kerîm'de iman ile amel çoğu zaman birlikte zikredilir. "İman edip salih amel işleyenler" ifadesi 72 (yetmiş iki) ayette geçmektedir. Bu durum, sağlam bir imanın güzel davranışlarla desteklenmesi gerektiğini gösterir. Çünkü gerçek iman, insanın sözünde, davranışında ve hayatında kendini gösterir.
İman ile amel arasındaki ilişki konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Ehl-i Sünnet'e göre amel, imanın özü değildir. Ancak imanın gereği ve tamamlayıcısıdır. Bir kimse iman ettiği hâlde bazı farzları yerine getirmeyebilir. Bunları inkâr etmediği veya helâl saymadığı sürece mümin olmaya devam eder. Fakat işlediği günahlardan dolayı Allah'a karşı sorumludur.
Hâricîler ise ameli imanın ayrılmaz bir parçası kabul etmiş ve büyük günah işleyen kimsenin imanını kaybettiğini söylemişlerdir. Mu‘tezile, büyük günah işleyen kişiyi ne mümin ne de kâfir saymış, iki durum arasında değerlendirmiştir. Mürcie'nin bir kısmı ise amelin imanın özüne dâhil olmadığını ve imanı doğrudan etkilemediğini savunmuştur.
Ehl-i Sünnet anlayışına göre ise iman ile amel arasında güçlü bir bağ vardır. İman, insanın kalbinde yer eder; amel ise bu imanın davranışlara dönüşmüş hâlidir. Bir ağaç nasıl meyvesiyle tanınırsa, iman da güzel davranışlarla kendini gösterir. Bu sebeple amel, imanın hayattaki en önemli göstergelerinden biri kabul edilir. İman ile amel arasındaki bağ, ahlâkı da şekillendirir. İman, insana doğruyu ve yanlışı ayırt etme bilinci kazandırır. Amel ise bu bilincin günlük hayata yansımasını sağlar. Böylece insan, inandığı değerlere uygun yaşamaya çalışır. Bu uyum, dinî hayatın daha samimi ve daha sağlam olmasına katkı sağlar.
Sonuç olarak iman ile amel birbirinden ayrı düşünülemez. İman, insanın kalbinde yerleşen inançtır; amel ise bu inancın davranışlara dönüşmesidir. Sağlam bir iman, güzel amellerle güçlenir. Güzel ameller de imanın insan hayatındaki etkisini ortaya koyar. Bu sebeple İslâm'da iman ile amel, birbirini destekleyen ve dinî hayatı anlamlı hâle getiren iki önemli unsur olarak kabul edilir.





