Kibir, insanın kendisini başkalarından üstün görmesi ve bu düşünceyi kalbine yerleştirmesidir. Böyle bir hâl, doğru hüküm vermeyi zayıflatır; kul, kendi kusurlarını ve acziyetini görmekte güçlük çeker. Kibir arttıkça hak sözü kabullenmek zorlaşır, manevî kemâl yolu da zayıflar.
Kalpte yerleşen bu hâl, zamanla dile ve amellere de akseder. Nefsini üstün gören kimse, nasihat ve ikazı kabul etmekte zorlanır. Kendi hükmünü daha isabetli görmeye meylettiği için hakikati olduğu gibi değerlendirmesi güçleşir. Nazargâh-ı kalp zayıfladıkça yanılma ihtimali de artar. İnsan, kendi kusurlarını görmek yerine onları mazur göstermeye başladığında nefis muhasebesi zayıflar. Hatalarını düzeltmek yerine nefsini müdafaa etmeye yönelir. Nefsin arınması güçleşir, manevî ilerleyiş yavaşlar.
Ucup ise kulun kendi amelini ve sahip olduğu meziyetleri gereğinden fazla beğenmesidir. Elde edilen muvaffakiyetler Allah’ın lütfu yerine nefse nispet edilir. Bu sebeple nefis muhasebesi zayıflar; kusurları görmek ve kendisini hesaba çekmek güçleşir.
Yapılan ameller arttıkça nefis de kendisini beğenmeye başlar. Hâlbuki her hayır, Allah Teâlâ’nın ihsan ve yardımının eseridir. Kulun vazifesi, ameline güvenmek değil, onun kabulünü niyaz etmektir.





